Circe Efsanesi Gibi Olacak Ece; Yarınsız…

Circe efsanesi gibi, yarınsız, geçmişten kopuk, sadece şimdinin olduğu bir efsane olacak her şey. Efsane tadında bile olmayacak, evrende bir frekans boşluğu olarak isimlendirilecek sadece. Ne sen göreceksin ne de ben. Üstelik geçmişi hatırlayanın kafasına bir de sopa vuracaklar, şart olan unutmak olacak tüm geçmişi…

İlk öğrendiklerinde çok kızacaklar neden bizi kandırdınız diye. Yıllarca neden oyaladınız, neden bağladınız bizi diye çok kızacaklar. Kim bilir delirecek her biri, hiçbir parmak delirenleri işaret etmeyecek ama. Hiçbir şeyi kırıp dökmeyecekler, sadece üstüne basıp geçmişten koptukları gibi, gelecekten bağımsızlaşacaklar.

Toplu seks alanlarına dönecek kentler, günlerce, gecelerce ve yemek yemeden, giyinmeden, çalışmadan sevişecekler. Özüne, başa, giyinmediği o ilk zamana dönecek ruh, huzur bulacak güneşin sıcaklığında. Sadece ilk karşılaştığına sarılıp sevişecek tüm isterikliğiyle.

Kar yağacak kimi zamanlar, belki siyah olacak rengi. Huzurla bir şöminenin başında şarap eşliğinde kitabını okurken yağan simsiyah karı seyredenin kafasına vuracaklar şöminedeki odunu ve “bedbaht” diyecekler; bedbaht, sen hala onları mı okuyorsun şu son kalan evrenin küçük parçasının son günlerinde, sevişmek dururken…

Yağmur yağacak taş kentlerin merkezine, hepsi birden havuzlara atlayıp dans edecekler ve elleriyle suları gökyüzüne savururken çıldıracaklar çocuklar gibi şen şakrak, ant içecekler; yıkılsın binalar ve taş taş üzerinde kalmasın, depremlerin sallantısından birer salıncak yapalım kendimize ve sallanırken son bir kez daha sevişelim yeryüzünün o doyumsuz güzelliğinde, çünkü hiçbir geleceğe çıkmadı kapısı diyerek.

Belki de hiç üzülmeyecekler.

Onlar çılgınlar gibi kentin ortasında sevişirken son bir ses duyulacak, aklı selim olalım diyecek, belki bir çare bulur en başa döneriz diyecek. Umudumuzdan birer köprü yapalım, son bir kez daha birbirimize sokulalım ve yeniden insanlığı inşa edelim, bu sefer merkezine, merkezine, dünyanın tam ortasına. Ve yüksek binalarda değil, mağaralarda değil, tahta kulübelerimizde diyecek.

O yaşatalım son bir umutla deyince şen kahkahalar yükselecek gökyüzünün karanlığına; geç kaldın diyecekler, biz sevişmeyi ve çocuk yapmamayı seçtik. Geç kaldın, çünkü geriye dönmek istemiyoruz. Çünkü her seferinde en iyi olmak isteyenler çıktı aramızdan ve tükettiler damarlarımızdaki yaşama dair umudu. Hep en iyi oldular ama insan hep en kötü kaldı evrenin zincirinde. Ve şimdi kendi frekansımızda kendimizi tüketiyoruz, ne yarına bir sebebimiz olması için ne de giyinmek için yaşayacağız. Sadece sevişeceğiz ve çocuk yapmayacağız. Bu sefer kendi kendimize parçaladık evrenin gülen yüzünü diyecekler…

Ve en sona sadece bir kişi kalacak; üzerinde incir yaprağı dahi olmayacak ve başarabildikleri tek kolektif duruş olacak bu. Son kalan insanla seviştikten sonra onun ölümünü seyredecek ve onu gömecek; bağlamadan, sarmadan, yıkamadan… Törensiz ve karsız bir havada… Son kalan umudu, sessizce gömecek…

Sonra bir zeytin ağacı dikecek. Yanına bir tabela asacak, üzerine; bilmem kaçıncı gruptuk bilmiyoruz ama başaramadık, en iyi olanlarımız oldu ama toplamda sınıfta kaldık… Galiba… Bilmiyoruz… İmza; insan türü yazacak ve sessizce uzaklaşacak nereye gittiğini kendi dahi bilmeden…

Circe efsanesi gibi… Yarınsız, geçmişten kopuk, sadece şimdinin olduğu bir efsane işte… Sensiz ve bensiz…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s